Varılan yer değil, yaşanılan hâl.
“Bir İnsan Ne Zaman Ucuzlar?”
para, fiyat ya da pazarlık sorusu gibi durur ama aslında hiçbiri değildir.
Bu başlık şunu sorar bize;
- İnsan ne zaman değer olmaktan çıkıp, idare edilebilir bir şeye dönüşür?
- Ne zaman “yerine konulabilir” olduğunu kabullenir?
- Ne zaman daha az istemeyi, daha az itiraz etmeyi,
daha az yer kaplamayı normal sayar?
Buradaki “ucuzlamak”:
- fakirleşmek değil
- başarısız olmak değil
- ezilmek hiç değil
Ucuzlamak, insanın kendini, kendi gözünde aşağıya çekmesidir.
Bir insan bir anda değişmez.
Ne bir günde küçülür, ne de bir sabah daha az eder hâle gelir.
Bu tür değişimler genelde sessiz olur.
Önce beklentiler ayarlanır.
Sonra sınırlar esner.
Bir süre sonra da “böylesi daha gerçekçi” denir.
Bu, yeni bir hikâye değil.
İnsan, ilk kez üretimin merkezine alındığında başladı.
Emeğin zamana, zamanın ücrete bağlandığı günlerde.
Sanayi devrimi yalnızca makineleri değil,
insanın kendini algılama biçimini de değiştirdi.
O güne kadar yaptığı işle tanımlanan insan,
artık ne kadar sürede, ne kadar iş çıkardığıyla ölçülmeye başladı.
Sabah kaçta geldiği,
akşam kaçta çıktığı,
bir günde kaç parça ürettiği kayda geçti.
İnsan, yavaş yavaş bir sürecin parçası oldu.
Yerine konulabilir, ayarlanabilir, değiştirilebilir.
Kimse buna başta itiraz etmedi.
Çünkü bu düzen, hayatta kalmanın yeni yolu olarak sunuldu.
Daha çok çalışmak erdemdi.
Geç çıkmak fedakârlık.
İtiraz etmek nankörlük.
Zamanla bu dil gündelik hayata sızdı.
İnsanlar iş görüşmelerinde “fazla mesai sorun değil” demeyi öğrendi.
Tatilde bile maillerini kontrol etti.
Hasta olduğu gün işe gidemediği için kendini suçlu hissetti.
Bir işi yetiştiremediğinde,
koşulları değil, kendini sorguladı.
Bu dil sadece işte kalmadı.
Evde de devam etti.
“Şu dönem böyle.”
“Biraz sabret.”
“Düzelir.”
Bu cümleler ilişkilere de yerleşti.
Sınırlar konuşulmadı,
idare edildi.
Bunlar insanı ayakta tutan cümleler gibi görünür.
Ama aynı zamanda onu daraltır.
Beklentisini düşürür,
sessizce razı olmayı öğretir.
Dün itiraz ettiği şeylere bugün katlanabilmesini sağlar.
Bugün bu hâli başka kelimelerle anlatıyoruz.
Esneklik diyoruz.
Uyum.
Dayanıklılık.
Kendini geliştirmek.
Ama çoğu zaman gelişen şey insanın sınırları değil,
tahammül kapasitesi oluyor.
Sanayi devrimiyle başlayan bu ilişki biçimi,
bugün başka araçlarla sürüyor.
Zincir yok belki.
Ama kredi var.
Borç var.
Belirsiz sözleşmeler var.
“Şimdilik” başlayan cümleler var.
Ve en tehlikelisi şu:
İnsanın kendini savunmaktan vazgeçmesi,
bir başkasının zorlamasıyla değil;
kendi uyum çabasıyla oluyor.
İnsan bir mala dönüştüğünü fark etmez.
Sadece bir gün, eskisi kadar itiraz etmediğini,
sesinin çıkmadığını görür.
Ve bunu sakinlik sanır ki,
çoğu zaman, çoktan alışmıştır.

Bunu paylaşabilir ve beğenebilirsin;









İnsana dair en acı gerçeklerden biridir. Katılmadığım tek bir kelimesi yok