Elde etme arzusu ve sahip olduktan sonra değişen duygular

Yolun Sesi, Varışın Sessizliği

Bir şeyi elde etmeden önce mi daha çok hissederiz, yoksa elde ettikten sonra mı?
Hayat boyunca bu soruyla defalarca karşılaşırız.

Bir motosiklet düşünelim.

Aylarca hakkında okuduğun, videolarını izlediğin, özelliklerini araştırdığın bir motosiklet. Hayalini kurduğun o makine.

Hangisi daha yoğun bir heyecan yaratır?

Onu düşündüğün günler mi, yoksa garajda anahtarını ilk kez eline aldığın an mı?

Garip bir şekilde çoğu zaman en güçlü heyecan varışta değil, yoldadır.

Arzu böyle çalışır.

Bir şey akla düştüğünde zihnin etrafında dönmeye başlar. Okursun, bakarsın, araştırırsın… sanki bir şey yaklaşmaktadır.
Bu yüzden bazen bekleme süreci, sahip olma anından daha canlı yaşanır.

Bir motosikleti düşünürken çoğu zaman sadece makineyi düşünmeyiz. Onun temsil ettiği ihtimali düşünürüz.
Nasıl biri olabileceğimizi.
Nereye gidebileceğimizi.
Hayatın nasıl hissedebileceğini.

Ve beyin tam burada devreye girer. Sahip olmadan önce sahip olmuş gibi hissettirir. Kovalamanın kendisini ödüllendirir. Dopamin varışa değil, yola akar.

Ama sahip olunduğunda başka bir şey olur.

Belirsizlik biter.
Makine artık hayal değildir. Garajdadır.

İlk gün:
“Bu başka bir şey.”

Bir süre sonra:
“Bakım zamanı yaklaşıyor.”

Hayal kırıklığı değil bu. Daha çok tanışma.

Arzu alev gibidir. Parlak, hareketli, geçici.
Sahip olmak ise köz gibidir. Daha sakin ama daha kalıcı.

Sorun genelde burada başlar.

Sadece arzu ederek yaşayanlar vardır. Hiçbir zaman gerçekten sahip olmazlar.
Sadece sahip olarak yaşayanlar da vardır. Artık hiçbir şey heyecanlandırmaz.

İkisi de eksik kalır.

Belki denge şurada saklıdır:
Arzu ederken farkında olmak.
Sahip olduğunda şükredebilmek.
Ve yeniden bir şeyleri arzulayabilecek kadar canlı kalmak.

Çünkü bazı arzular zaten sahip olmak için değildir.

Bazıları yön gösterir.

Gerçekleşmeyen hayaller bazen zihinde daha uzun süre taze kalır. Gerçek hayatın dokunamadığı bir yer vardır orada.

Bu yüzden bazı arzular aslında bir nesne değildir. Bir semboldür.

Bir motosiklet olabilir.
Bir şehir olabilir.
Bambaşka bir hayat fikri olabilir.

Ama çoğu zaman arzulanan şey makinenin kendisi değildir.
Başka bir ihtimaldir.

Görülmek.
Anlaşılmak.
Bir bağ kurabilmek.

Bazen de sadece şunu fark etmek: hissetme kapasitemizin sandığından çok daha geniş olduğunu.

Bu fark ediş biraz huzursuz edebilir.
Çünkü prensipler düzenlidir.
Hisler ise pek öyle değildir.

Yine de her arzu kötü değildir. Bazıları yalnızca bir şeyi gösterir: değer sahibi olmak kolaydır, onlarla yaşamak daha zordur.

Bir motosikleti alamamak küçük bir hayal kırıklığıdır.
Ama bazı kalplere ulaşamamak başkadır.

Bazen mesele yetmek değildir. Her şey yerli yerindedir; sözler doğru, niyet temizdir. Sadece zaman değildir. Bazen hayat izin vermez.

Kapı açılmamıştır.

Bu yanlış bir şey yapıldığı için değildir; bazı kapılar hayatın düzeni içinde sana kapalıdır.

Bunu kabullenmek kolay değildir. Çünkü ortada düzeltilmesi gereken bir hata yoktur.
Sadece bir imkânsızlık vardır.

Ve en zor vedalar böyle olur: söylenmeden.

En önemli söz içinde kalır; bir cümleye dönüşmeden, bir hikâyeye karışmadan, sadece taşınır.

Yine de her şey eksiklik değildir.
Bazen zaman.
Bazen şartlar.
Bazen de sadece hayatın akışı.

Bu noktada üç yol belirir.

Bastırmak:
“Boşver.”

Takıntıya çevirmek:
“Belki bir gün.”

Ya da üçüncü yol: duyguyu inkâr etmeden taşımak ama ona teslim olmamak.

Belki olgunlaşma biraz da budur. Her arzuya gitmemek ama hiçbirini de inkâr etmemek.

Çoğu zaman cevaplar yüksek sesle verilmez.

Sadece yürüyüş değişir.

Çünkü kendini tanımak bazen sahip olmakla değil, sahip olmadan da yoluna devam edebilmekle ilgilidir.

Bazı yollar varılmak için değildir. Yürümek içindir.

Ve bazen en güzel manzara, hiç varamayacağın o tepenin hayalidir.

Bu yazıyı paylaşabilir ve beğenebilirsin;

guest

2 Yorum
Demet
Demet
6 ay önce

Sevgili Oğuz,inanarak yürüdüğün her yolun kapısı sonsuz açık olsun.