KATEGORİLER

Bir şey yapmadan durmak zorlaştı.
Boş bir akşam, plansız bir gün, amaçsız bir saat…
Hepsi bir şekilde doldurulmak zorunda gibi.
Bir yere gidiliyor;
bir kahve içiliyor, bir vitrine bakılıyor,
ihtiyaçtan değil ama eli boş dönmemek için bir şey alınıyor.
Geriye bakıldığında da yapılan şeyin kendisi değil, yapıyor olmak yetiyor.

Hayat bir yarışa dönüştü ama kimse startın ne zaman verildiğini hatırlamıyor.
Yetişilecek şeyler var, kaçırılmaması gereken anlar, geride kalmamaya çalışılan hızlar…
Durmak değil, yavaşlamak bile açıklama istiyor.

Kimse mutsuz görünmüyor.
Ama kimsenin de gerçekten yerinde durabildiği söylenemez.

Bu hâl çoğu zaman fark edilmeden yerleşiyor.
Kimse “kendime yer açamıyorum” demiyor.
Sadece zamanın yetmediğinden, günlerin hızlı geçtiğinden söz ediliyor.
Oysa daralan şey zaman değil.
Daralan, insanın kendine ayırabildiği alan.

Eskiden boşluk, kendiliğinden oluşurdu.
Şimdi boşluk bir sorun gibi algılanıyor.
Doldurulması, değerlendirilmesi, işe yaraması gerekiyor.
Bir akşam evde kalınacaksa bile,
bunun bir gerekçesi olması bekleniyor.

Bu yüzden yapılan şeylerin çoğu,
bir ihtiyacı karşılamaktan çok bir hâle uyum sağlamaya yarıyor.
İçilen kahve susuzluktan değil, orada olmanın işareti gibi.
Alınan şey eksiklikten değil,
akıştan kopmamak için.

Sosyal hayat da bundan bağımsız değil.
Buluşmalar, sohbetler, paylaşımlar…
Hepsi hızın içinde gerçekleşiyor.
Birinin anlattığı, çoğu zaman gerçekten dinlenmiyor.
Cümle biter bitmez,
başka bir hikâye hazır bekliyor.

Böylece alan biraz daha daralıyor.
Başkasına ayrılan yer küçülüyor.
Kendimize kalan yer de.

Bu daralma yüksek sesle olmuyor.
Bir kriz gibi yaşanmıyor.
Daha çok uyum sağlama gibi.
Aceleye yetişme, akışı kaçırmama, geride kalmama çabası gibi.
Ama bütün bunların sonunda,
insan nereye giderse gitsin aynı sıkışıklığı yanında taşıyor.

Bu sıkışıklık artık tesadüf değil.
Çünkü hayat, kendiliğinden akmıyor;
sürekli hızlandırılıyor.

Boşluk bırakmak öğretilmiyor.
Durmak teşvik edilmiyor.
Aksine, her anın bir karşılığı olması bekleniyor.
Bir işe yaramıyorsa, boşa geçmiş sayılıyor.

Bu yüzden insanlar yer açmak yerine yer doldurmayı öğreniyor.
Alan genişletmek değil,
alanı verimli kullanmak konuşuluyor.
Ama verimli denen şey,
çoğu zaman insanın kendisiyle kurduğu bağı daha da daraltıyor.

Durmak artık masum bir hâl değil.
Açıklama istiyor.
Neden hiçbir şey yapmadın?
Neden evde kaldın?
Neden değerlendirmedin?
Bu sorular sorulmasa bile
herkesin içinde dolaşıyor.

Bu baskı ilişkilerin içine de sızıyor.
Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor demek kolay.
Ama asıl mesele bu değil.
Dinlemek, yavaşlamak demek.
Yavaşlamak ise
yarıştan düşme riski.

Bu yüzden işte birinin anlattığı, çoğu zaman duyulmadan geçiyor.
Cümle bitmeden, başka bir hikâye hazırlanıyor.
Dertler bile yan yana duramıyor, bu yüzden paylaşılmıyor; yarıştırılıyor.
Kim daha çok dayanmış, kim daha zor katlanmış diye tartılıyor.

Bu hâl, insanı sertleştirmiyor.
Aksine, köreltiyor.
Çünkü sürekli ayarlanmak,
bir süre sonra refleks hâline geliyor.
İnsan, kendine ait olanı savunmayı
aklından bile geçirmemeye başlıyor.

Alan böyle daralıyor.
Birilerinin zorlamasıyla değil;
herkesin kendi payını sessizce küçültmesiyle.

Kimse kimsenin önüne geçmiyor belki.
Ama kimse de kimseye yer açmıyor.
Çünkü herkes,
aynı dar hatta kalmaya çalışıyor.

Ve bu hâl, uzun süre böyle devam edebilir.
Çünkü bağırmıyor.
Kırmıyor.
Dikkat çekmiyor.

Sadece insanı, fark ettirmeden sıkıştırıyor.

Bunu paylaşabilir ve beğenebilirsin;

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Yasmin
Yasmin
5 ay önce

Çok güzel bir yazı daha kaleminize sağlık 👏 okadar doğru ki, boş durmak suçluluk duygusu oluşturmaya başladı.

Geçmiş yazılar

HAFTANIN SÖZÜ

“Bak bu şehre dün seni anlattım. Şimdi ise sırılsıklam”

Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olmayı unutmayın !!

Designed with Oğuz Kaya

1
0
Would love your thoughts, please comment.x