Olumlu Düşünmenin Sessiz Baskısı

Son zamanlarda insanlar kişisel gelişim kitaplarına daha fazla para harcıyor.
Fark etmişsinizdir; terapiler, kurslar, seanslar hayatın daha görünür bir parçası oldu.
Birçok kişi kendini eğitime, öğrenmeye ve değişmeye veriyor.
Hepimiz sınırlarımızı biraz daha genişletmenin yollarını arıyoruz.
Daha iyi biri olmak mümkün mü, mümkünse nasıl?

Sadece kendileri için değil; çocukları, ilişkileri, birlikte çalıştıkları insanlar için de.
Ebeveynler doğru yöntemi bulursa çocuğun doğru yönde gelişeceğine inanıyor.
İlişkiler, doğru tepki verildiğinde düzelecek bir denklem gibi ele alınıyor.
İş yerinde insanlar, doğru motivasyon verilirse verim sağlayacak birer potansiyele indirgeniyor.
Arkadaşlıklar, iletişim teknikleriyle yönetilebilecek bir hâl alıyor.
Böylece insan, bağlamı ve koşullarıyla değil;
doğru şekilde bakılırsa gelişecek bir canlı gibi görülmeye başlanıyor.

Bu bakışta insan, biraz bitkiye benziyor.
Yaprak sarardıysa bir nedeni vardır.
Az su, fazla güneş, yanlış toprak.
Kitaplar da tam bu noktada devreye giriyor:
“Şu durumda böyle davran”,
“Buna böyle tepki ver”,
“Bunu yaparsan sonuç değişir.”

Karşı taraf sinirliyse sakin ol.
Çocuk söz dinlemiyorsa doğru iletişim kur.
Motivasyon düştüyse bakış açını değiştir.
Her davranışın bir karşılığı, her sorunun bir tekniği olduğu varsayılıyor.

Ebeveynlik de bu çerçevede ele alınıyor artık.
Çocuk büyütmek, bir ilişki kurmaktan çok bir yöntem meselesi gibi.
Doğru kelimeler seçilirse çocuk doğru tepki verir.
Yanlış davranış varsa, yanlış yaklaşım vardır.
Daha fazla okumak, daha doğru uygulamak gerekir.

Bu yaklaşım ilk bakışta makul.
Kim yanlış yapmak ister ki?
Kim çocuğuna, ilişkisine, hayatına iyi bakmak istemez ki?

Ama burada ince bir kayma oluyor.
Sorular, yaşanan duruma değil;
doğru davranış formülüne odaklanıyor.
İnsanlar “Bu neden böyle oldu?” yerine
“Bu durumda nasıl davranmalıydım?” diye soruyor.

Bu dil, zamanla tek bir yere bağlanıyor:
tutuma, bakış açısına, düşünce biçimine.
Sorun sende değil deniyor ama çözüm hep sende aranıyor.
Daha sakin olursan,
daha doğru tepki verirsen,
daha olumlu düşünürsen…

Tam bu noktada olumlu düşünme,
bir güç olmaktan çıkıp bir beklentiye dönüşüyor.
Üstelik bu beklenti sessiz işliyor.
Kimse zorlamıyor ama herkes uyuyor.

Olumlu Düşünmenin Gücü bugün bir tavsiye değil, bir davranış kuralı.
Yanlış giden bir şey varsa önce düşünceni düzeltmen bekleniyor.
Canın sıkkınsa biraz daha olumlu ol, yetmiyorsa demek ki yeterince denememişsin.
Sorunlar konuşulmadan önce parlatılıyor;
böylece ortadan kalkmıyorlar, sadece sessizleşiyorlar.

Sosyal medya bu dili hızlandırıyor.
Herkes iyi, herkes güçlü, herkes yolunda.
Aksini söylemek ayıp, durmak zayıflık, sorgulamak enerji düşüklüğü gibi.
Böyle bir ortamda sorunlar sistemde değil, bireyin tutumunda aranıyor.
Olmadıysa, yeterince pozitif değilsindir, yeterince yönetememişsindir.

Böyle olunca da çoğu zaman yanlış ağaca havlıyoruz.
Sesimiz yükseliyor, motivasyonumuz artıyor, paylaşımlar çoğalıyor, tavsiyeler havada uçuşuyor ama mesele yerinden oynamıyor.
Çünkü asıl sorun yaşananlar değil;
onlara bakma biçimimiz, kullandığımız dil.
Olumlu düşünme, bir noktadan sonra çözüm üretmenin değil, rahatsız edici olanı görmezden gelmenin dili oluyor.

Bu yüzden bugün pek çok tartışma çözmek için değil,
iyi hissettiğini göstermek için yapılıyor.
Yanlış yere havlamayı öğreniyoruz;
sonra da sesimiz çıktığı için kendimizi güçlü sanıyoruz.

Belki de bugün en büyük mesele,
olumsuz düşünmek değil.
Her şeyi olumluya zorlamak sanırım.

Bunu paylaşabilir ve beğenebilirsin;

guest

1 Yorum
yasemin
yasemin
8 ay önce

( Sorun sende değil deniyor ama çözüm hep sende aranıyor. )

Bir anne olarak bunu o kadar çok yaşıyorum ki, duygularıma tercüman oldunuz bunu toplum olarak aşmamız gerekiyor çünkü biz fıtrat olarak mükemmel yaratılmadık beşer şaşar kullarız toplum baskısından mükemmel anne, eş, evlat olamamanın vicdan azabını çekmekten yorulduk.