Sessizde Kalmak

Bugün bildirimleri kapattım.
Bilinçli bir karar değildi.
Bir şeyleri düzeltmek, sadeleşmek, “detoks” yapmak gibi bir niyetim yoktu.
Sadece bir süreliğine kimsenin bana ulaşamaması fikrini denedim.

İlk fark ettiğim şey sessizlik olmadı.
Asıl tuhaf olan, o sessizliğin bende yarattığı huzursuzluktu.

Telefon masadaydı.
Ekran kararmıyordu ama çağırmıyordu da.
Bir şey kaçırıyor muyum hissi vardı;
ama neyi kaçırdığımı bilmiyordum.

Bir süre sonra şunu fark ettim:
Sessizlik değil, ulaşılamıyor olma hâli rahatsız ediyordu beni.

Günlük hayatımızda görünmez bir kabul var artık.
Herkes herkese her an ulaşabilir.
Cevap gelmezse bir sebebi olmalı.
Geç dönülürse açıklaması olmalı.
Meşgul olmak yetmiyor; kanıt gerekiyor.

Bildirimler kapalıyken dünya durmadı.
Kimse acil bir kriz yaşamadı.
Çoğu şey bekleyebildi.
Bazı mesajlar, sandığım kadar önemli çıkmadı.

Ama ben, birilerinin bana ulaşamıyor olmasından rahatsız oldum.
Bu rahatsızlık tanıdık geldi.
Sanki ortadan kaybolmuşum gibi.
Sanki bir yerlerde yoklama alınıyor da adım okunmamış gibi.

Aslında bu yeni bir şey değil.
Sadece adı yeni.

Eskiden “meşguldüm” yeterliydi.
Şimdi “neden?” diye devamı geliyor.
Neyle meşguldün?
Ne kadar sürecek?
Neden haber vermedin?

Ulaşılabilirlik, bir nezaket olmaktan çıktı.
Bir beklentiye dönüştü.
Hatta zaman zaman bir yükümlülüğe.

Bildirimler kapalıyken şunu fark ettim:
Yorucu olan mesajlar değil.
Yorucu olan, her an cevap verebilir olma ihtimali.

Bir şey yaparken bile arka planda çalışan bir çağrı var.
Bir ses gelmese bile beklenen bir ses.
Ekran sessizken bile zihnin açık kalması gibi.

Bu yüzden belki de en çok, sessizliğe alışmak zor geliyor.
Çünkü sessizlik artık boşluk değil.
Bir eksiklik gibi algılanıyor.

( Bu yüzden artık sessizliğe alışmak zor geliyor. Çünkü sessizlik eskisi gibi boş bir alan değil.
Bir şeylerin eksik olduğu hissini taşıyor. Telefon susunca rahatlamak yerine tetikte kalıyoruz. Bir ses gelmediğinde bile, gelecekmiş gibi bekliyoruz. Belki de bu yüzden durmak zor. Bir şey yapmıyorken bile kendimizi eksik hissediyoruz. Sanki bir yerde bir akış var da biz dışarıda kalmışız gibi. Sanki kaçırılan bir şey mutlaka var. Eskiden sessizlik, kendi başına bir hâldi. kontrol edilmesi gereken bir duruma dönüştü. Şimdi sessizlik açıklama ister gibi.
“Bir sorun mu var?”
“Bir şey mi oldu?”
“Niye yazmıyorsun?” Oysa bazen hiçbir şey olmamıştır. Sadece durulmuştur. Ama bu hâl artık yeterince kabul görmüyor. Sessizlik, görünmezliğe çok yakın bir yere çekildi. Ve görünmez olmak, bu çağda kolay taşınan bir şey değil. İnsan varlığını, yokluğuyla değil, sürekli sinyal vermesiyle kanıtlar oldu. Belki de bu yüzden sessizlik rahatsız ediyor. Çünkü orada kimse seni çağırmıyor. Ama sen yine de hazır bekliyorsun.)

O gün kimseyle bağımı koparmadım.
Sadece bir süreliğine görünmez oldum.
Ve bu hâl, düşündüğümden daha zor çıktı.

Belki de asıl mesele şu:
Biz iletişimden değil, erişilebilir olmaktan yorulduk.

Bildirimler kapalıyken bir şey öğrendim diyemem.
Bir sonuç da çıkarmadım.
Sadece bir durumu gördüm.

Sürekli açık olmanın, sürekli hazır bulunmanın, sürekli cevap verebilir olmanın, ne kadar sessizce üzerimize yerleştiğini fark ettim.

Bildirimler kapalıyken değil, hep açıkken yorulmuşum.

Bunu paylaşabilir ve beğenebilirsin;

guest

2 Yorum
Yasemin
Yasemin
8 ay önce

Harika bir yazı olmuş gerçekten kendimi buldum kaleminize sağlık 👏🌸

Serap
Serap
8 ay önce

Şahane 🫶