Paylaşmadan da Varım

Bugün sosyal medyayı biraz masaya yatıralım, ama yargılamadan, akıl vermeden.

Şunu fark ediyorum: sosyal medya artık “bakılan” bir yer değil, insanı bakan hâline sokan bir yer.
Sürekli kendini ölçtüren, karşılaştıran, hızlandıran bir alan.
Bir yolculuk yapıyorsun ama durup manzaraya bakmana izin vermiyor;
“Paylaştın mı? Beğenildi mi? Görüldü mü?” diye dürtüyor.

Asıl kırılma burada başlıyor bence:
İnsan yaşadığı anı yaşamak için değil, göstermek için yaşamaya başladığında.
Bir motor sürüşü…
Bir sahil yürüyüşü…
Bir kahve molası…
Hepsi birer “içerik” ihtimali oluyor.
An, kendi başına yetmemeye başlıyor.

Gürültü Var, Derinlik Az

Sosyal medya çok tuhaf bir yer oldu:
Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlenmiyor.
Herkes görünür ama çok az kişi görülüyor.
Gürültü var ama derinlik az.

Bir de şu var:
Sosyal medya insanı kötü yapmıyor, aceleci yapıyor.
Hemen tepki, hemen fikir, hemen taraf.
Halbuki bazı düşünceler demlenmeli.
Bazı hisler paylaşılmamalı, korunmalı. Bazen ben de bu hızın içine kapıldığımı hissediyorum.
Hemen düşünmek, hemen cevap vermek, hemen bir şey söylemek…
Yolu, sessizliği, tek başınalığı seven ve bilen biri olarak burası biraz yorucu bir alan.
Çünkü “akışta kaybolmayı” değil, akışın ne olduğunu anlamayı seven taraftayım.
Ama algoritma bunu sevmez.
Algoritma hız ister, tekrar ister, yüzey ister. Durmayı, düşünmeyi, tek başınalığı sevmez.

Bunu bir “araç” olarak görüyorum artık.
Bıçak gibi: yemek de yaparsın, kendini de kesersin.
Sorun bıçakta değil, onu elinde nasıl tuttuğunda.

Anın Hakkını Vermek
Paylaşmadan da var olabildiğim anlar üzerine

Bazen paylaşmadan yaşamak gerekir.
Bir anı kimse bilmeden saklamak.
Bir yolculuğu sadece kendin için yapmak.
Bir manzarayı, bir duyguyu, bir suskunluğu korumak.

Sosyal medyaya girmeden önce de vardık.
Girmeden de yolumuz vardı.
Ve çıktığımızda da hâlâ varız.

Bunu paylaşabilir ve beğenebilirsin;

guest

1 Yorum
Yasemin
Yasemin
10 ay önce

Kaleminize sağlık 👏🌸