Gizemin Gücü – II

Hayallerin Sessizliği

İnsan hayal kurar.
Hayal, insanın yeryüzündeki tek sığınağı değildir;
ama yürüyebilmesi için baktığı yönlerden biridir.
Zorlukların içinde ferahlığı, kışın ayazında baharın güneşini görebilme şevkidir.

Yerinde saymaya razı olmamaktır.
“Şartların bu” diyen dünyaya,
“Daha iyisini yapabilirim, daha ileriye gidebilirim” diyerek gayret kuşanmaktır.

Hayal kurmak, kaderle kavga etmek değildir.
Kaderin içine hapsolmak yerine, o kaderin içinde elinden geleni yapma niyetidir.
Çalışmanın hazzını artırır,
insanı sabahın seherinde şevkle uyandıran sessiz bir hedefe dönüşür.

Henüz var olmayan bir güzelliği,
inançla ve sabırla inşa etme iradesidir.
Rabbimizin insana bahşettiği bu nimet, varılacak olan menzilin ilk adımıdır.

Hayal; uyuşturmak için değil,
daha çok çalışmak,
daha çok üretmek
ve daha çok şükretmek için kurulan bir köprüdür.

Ama her hayal, her kulakta aynı ihtimamla durmaz.
Bazı kulaklar hayali bir hedef olarak değil, üzerinde konuşulacak bir konu olarak duyar.
Sen onu büyütmek için anlatırsın,
karşındaki ise ölçmek, biçmek, neden olmayacağını göstermek için dinler.

“Gerçekçi ol”
“Tecrübeyle konuşuyorum.”
“Ben de denemiştim.”
“Bu devirde olmaz.”

Bu cümleler her zaman kötü niyetli değildir.
Ama çoğu zaman o hassas başlangıca layık değildir.
Çünkü hayal,
henüz filizken başkalarının korkularını taşıyacak kadar güçlü değildir.
Sen kendi gayretinle yürümek isterken,
onların yarım kalmış denemeleri sırtına yüklenir.

Kendi korkaklıklarını, sana “tecrübe” diye satmaya çalışırlar.
Oysa tecrübe, yaşanmış olandır.
Yaşanamamış korkular değil.

Unutma: Toprak altındaki tohumu merak edip sürekli dışarı çıkarıp bakarsan,
o tohumu öldürürsün.
Sessizlik, o tohumun kök salması için gereken karanlıktır.
Sen her anlattığında o tohumu topraktan söker;
başkalarının meraklı ve zehirli bakışlarına sunarsın.
Kök salamayan hiçbir şey boy veremez.

Ama daha kötüsü de vardır.
Asıl tehlike burada başlar.
Hayaline inanmayı bırakmazsın; ona çalışmayı bırakırsın.
İşte bu, hayalin kökünü kazır.
Anlattıkça gelen o sahte alkış, insanı fark etmeden uyuşturur.
Nefis, henüz dökmediğin alın terinin ödülünü
“harika fikir”lerle peşin almaya başlar.
Alkışı alınca, savaşmayı bırakırsın.

Dili yorulanın, gayreti söner.
Henüz yaşanmamış bir zaferi ilan etmek,
o zaferin enerjisini dedikodu masalarında tüketmektir.
Kelime kalabalığı arttıkça, icraatın heyecanı kaçar.

Bu yüzden hayalini saklamak, bir sır saklamak değildir.
Bir disiplindir.
Zırhını giymeden meydana çıkma.
Hedefini sözlerinle değil,
eylemlerinle mühürle.

Bırak, seni niyetinle değil, vardığın yerle tanısınlar.
“İçindeki o kış ortasındaki güneş hayalini sadece kendin ve Rabbin bilsin.

Çünkü bazı hayaller, ancak sessizliğin içinde ağırlaşır.
Ve ağırlaşan şey, yerinden oynamaz.

Bu yazıyı paylaşabilir ve beğenebilirsin;,

guest

0 Yorum