Can Yakmayan Kayıplar

Bir şeylerin bozulduğunu fark ettiğimde ortada büyük bir kırılma yoktu.
Ne bir an,
ne bir cümle,
ne de geri dönülmez bir eşik.

Daha çok şuna benziyordu:
Uzun süredir açılmayan bir pencere gibi.
Kırık değil.
Ama içerisi yavaş yavaş havasız.

Başta küçük şeylerdi.
Görmezden gelinen bir rahatsızlık.
Ertelenen bir duraksama.
“Şimdi değil” denilen bir his.
Hepsi makuldü.
Hepsi idare edilebilirdi.

Zaten mesele de burada başladı.

İdare edilebilen şeyler
onarılmaz.
Ses çıkarmayan durumlar
üzerinde durulmaz.

Bir süre sonra insan,
eskiden dikkat ettiği şeylere
dikkat etmemeye başlar.
Bu bir kabullenme gibi durur.
Hatta bazen olgunluk sanılır.

Ama aslında olan,
tepkinin yavaş yavaş silinmesidir.

Bir eksiklik vardır ama adı yoktur.
Bir sınır aşılmıştır ama çizgi görünmez.
Bir ağırlık artmıştır ama ölçülmez.

Çünkü her şey hâlâ yürüyordur.
Hayat akıyordur.
Büyük bir sorun yoktur.

Ve tam da bu yüzden,
bir şeylerin yanlış gittiği fark edilmez.

İnsan böyle böyle
kendi hassasiyetlerini törpüler.
Daha az durur.
Daha az şaşırır.
Daha az itiraz eder.

Bu sertleşmek değildir.
Aksine, yumuşamak gibi hissedilir.
Ama bu yumuşama,
şekil alan bir esneklik değil;
aşınan bir yüzeydir.

Bir noktadan sonra
“neden böyle hissediyorum?” sorusu bile sorulmaz.
Çünkü hissetmek,
fazla zahmetli gelmeye başlar.

Kırık cam burada tehlikelidir.
Çünkü hala camdır.
Işığı geçirir.
Manzarayı bozar gibi durmaz.
Ama dokunulduğunda eskisi gibi değildir.
Elini kesmediği sürece orada bir sorun olduğu düşünülmez.

Oysa bazı kayıplar
gürültüyle olmaz.
Bağırmaz.
Uyarmaz.

Cam bir anda kırılmaz.
Sadece uzun süre onarılmaz.
Ne zaman bu hâle geldiğini hatırlayamazsın.
Çünkü hiçbir şey bir anda olmamıştır.

Ve insan başına bir şey gelmediği için,
her şey yolundaymış gibi devam ederken,
kendinden sessizce vazgeçer.

Bunu paylaşabilir ve beğenebilirsin;

guest

1 Yorum
Yasemin
Yasemin
8 ay önce

“Okurken içimde bir yerlere dokundu. Bazı şeylerin ne zaman bozulduğunu gerçekten hatırlamıyoruz; sadece fark ettiğimizde çoktan havasız kalmış oluyoruz.”