Kendi Ülkenin Sınırları
İnsan, dertlerini bir yük gibi görür.
Ve bu yükü,
ilk bulduğu omuza bırakmak ister.
Sadece duyulmak,
sadece anlaşılmak için.
Bu çok insani bir ihtiyaçtır.
Ama her omuz,
o yükü taşıyacak kadar sağlam değildir.
Çünkü çoğu zaman iyileşmek için anlatırız,
karşısındaki ise anlamak için değil,
analiz etmek için dinler.
İnsan hayatı,
sınırları olan bir ülkedir.
Derdini anlattığın her an,
o sınırdan içeri bir yabancı alırsın.
Sen “paylaşıyorum” sanırsın,
bazıları ise bunu
“yorum yapabilirim”,
“yönetebilirim”,
“karışabilirim” diye düşünür.
Bu bilinçli yapılmaz belki,
ama sonuç değişmez:
sınır ihlali başlar.
Evliliğinle ilgili yaşadığın bir kırgınlığı
iyi niyetle,
destek umarak anlatırsın.
Senin için bu bir boşalımdır.
Bir rahatlamadır.
Bir süre sonra o kırgınlık çözülür.
Yarayı sararsın.
Meseleyi kalbinde kapatırsın.
Ama anlattığın kişi kapatmaz.
Artık o,
senin evliliğinin
görünmez müfettişi olur.
Her bakışında,
her kelimesinde
o eski yarayı yeniden yoklar.
Sen çoktan başka bir yerdeyken,
birileri seni
eski bir hikâyenin içinde tutar.
Sen çoktan barışmışsındır,
ama onun zihninde
sen hâlâ “mağdursun”,
eşin ise “suçlu”.
Kendi mahremini,
fark etmeden
başkasının hükmüne bırakmışsındır.
Bazı acılar vardır;
anlatıldıkça hafiflemez.
Aksine,
başkalarının bakış açısıyla
enfeksiyon kapar.
İş hayatından düşün.
Üzerinde çalıştığın,
yorulduğun,
belki hata yaptığın bir süreci anlatırsın.
Empati beklersin.
Ama bir bakmışsın,
“zayıf”,
“dayanıksız”,
“sorunlu” biri olarak
anılmaya başlanmışsın.
Artık derdin sadece yaşadığın zorluk değildir.
Bir de üzerine,
yetersizlik etiketi eklenmiştir.
Senin en savunmasız anın,
başkası için
ya bir dedikodu malzemesi
ya da bir öğüt verme seansıdır.
Çünkü herkes seni anlamak için dinlemez.
Bazıları,
kendini üstün hissetmek için dinler.
Gizli kalmak bazen korkaklık değildir.
Korunmaktır.
Bazı acılar,
sadece doğru insana anlatıldığında iyileşir.
Yanlış yerde ise
mevcut yarayı derinleştirir.
Herkese anlatmamak,
yalnız kalmak değildir.
Seçici olmaktır.
Çünkü bazı insanlar
derdini dinlemez.
Derdinle beslenir.
Bazıları acını anlamaz.
Acını saklar.
Ve bazıları,
sen toparlandıktan sonra bile
seni o hâlinle hatırlamak ister.
Bu yüzden insan,
hayatının kırılgan yerlerini
herkesin önüne koymamalı.
Gizemin gücü tam olarak buradadır.
Her şeyi saklamak değil.
Ama her şeyi de açmamak.
Çünkü insan,
ne kadar az yere açılırsa
o kadar sağlam kalır.
Ve bazen,
derdini susturduğunda
ilk kez şunu fark edersin:
Başkalarının acımasına ihtiyaç duymadan
ayağa kalkabiliyorsundur.
Sessizce.
Vakurca.
“Her omuz dert taşımaya, her kulak anlamaya muktedir değildir.“
Bu yazıyı paylaşabilir ve beğenebilirsin;
